Şub 17

A.A

Türk bilim adamları, günümüzde kesin tedavisi olmayan ve her yüz kişide bir görülen şizofreniye, beyinden fazla miktarda salgılanan “agmatin” adlı kimyasalın neden olduğunu kanıtladı.
Devamını okuyun »

usulca tarafından yazılmıştır \\ etiketler: ,

Şub 15

Düşünceyide okudular

Karşısındakinin ne düşündüğünü anlayabilen kişiler artık sadece filmlerde kalmayacak.

Kanada’nın en büyük çocuk rehabilitasyon hastanesinde çalışan bilim adamları çok ilginç bir icat. Bilim adamları geliştirdikleri özel bir teknik sayesinde insanların zihnini okuyabiliyorlar. Bunu yapmak içinse kızıl ötesi ışınları kullanıyor ve beyin aktivitelerini izliyorlar. Beynin ön bölümüne yansıtılan kızıl ötesi ışın, beyin bir tercih yaptığı zaman, tercihinin ne yönde olduğunu sadece topladığı verilere bakarak söyleyebiliyor. Yani bir anlamda beyin okuma işlemi gerçekleştiriliyor. Devamını okuyun »

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler: , ,

Ara 24

Tarihin en büyük yanılgıları

Hepsi teknolojinin uzmanlarıydı; ama yaptıkları bu yorumlara bugün herkes gülüyor.


Teknoloji baş döndürücü bir hızla ilerlemeye devam ederken, bir yandan da insanoğlunun hayatını değiştirmeyi sürdürüyor. Cep telefonlarından TV’lere, MP3 çalarlardan laptoplara kadar birçok cihaz, artık çağımızın vazgeçilmez bileşenlerinden biri olmuş durumda.

Ancak teknolojinin geleceği konusunda çok talihsiz açıklamalarda bulunanlar da yok değil. Bill Gates’in de yer aldığı iyi bir şirkette çalışan Alan Sugar bu talihsiz açıklamaları yapanlardan sadece biriydi. iPod’un uzun ömürlü olamayacağını düşünen Sugar, bir yıl içinde iPod’un pazardan silineceğini savunmuştu. Ancak iPod, Sugar’ın öngörüsünün aksine 174 milyon adet satınca, Sugar’ın bu sözleri de yüzlerde tebessüme neden oldu. Devamını okuyun »

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler: , ,

Eyl 17

Bilim adamları, güneşe çok benzeyen bir yıldızın etrafında döndüğü tahmin edilen, Güneş Sistemi dışındaki bir gezegenin görüntülerini çekti.

Toronto Üniversitesi bilim adamları, Jüpiter büyüklüğündeki gezegenin resimlerini Hawaii’deki Gemini North teleskobunu kullanarak çektiklerini bildirdi. Gezegenin ısısınınsa Jüpiter’den fazla olduğu açıklandı. Devamını okuyun »

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler: , , , ,

Kas 11

TEKNOLOJİK DEĞİŞİMLER GELİŞMELER:
Teknolojik Gelişmeler ve Kültürel-Sosyal Değişimler Arasındaki Sebep-Sonuç İlişkisiHer yeni icat edilen teknoloji ve bu teknolojinin topluma yayılmasıyla birlikte, kültürün bu araçlar tarafından yönlendirilmesi sonucu çok çeşitli değişiklikler yaşamaya başlarız. 90’lı yıllardan itibaren iletişimin ve internetin gücü, bilişim sistemlerinde kaydedilen gelişmeler bizi yeni teknolojik çalkalanmalara sürüklemiştir. Kültür, teknik ve toplum arasındaki ilişkinin açıklanması önemli bir soruyu da beraberinde getirmektedir.Teknolojik gelişmeler kültürleri oluşturup, onları değiştirebilirler mi? Devamını okuyun »

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler: ,

Kas 11

BİLİM VE TEKNOLOJİDEKİ GELİŞMELER:
Bilim ve Teknolojideki Gelişmeler20. yy bilim ve teknolojinin gelişmesinde altın çağını yakalamış, insan hayatında vazgeçilmez bir rahatlık sağlamıştır. Bilim hiçbir zaman durağanlık göstermemektedir. Bilimin sınırları genişlerken; dünyanın sanıldığı kadar büyük olmadığı gerçeği ortaya çıkmaktadır. Günümüzde bilim olağanca hızıyla ilerlemekle birlikte insan hayatının olmazsa olmazları arasına girmeyi başarmıştır. Bilimin sonucu olarak ortaya çıkan teknoloji hayatımızı her alanda kolaylaştırmayı başarmıştır. Bilim ve teknoloji arasında sıkı bir ilişki bulunmakta, birbirlerini tamamlamaktadırlar. Bilimsel çalışmalar uygulamaya elverişli bilgi üreterek teknolojik gelişmeye yol açarken, teknolojik gelişmeler de bilimsel araştırmaların daha uygun şartlarda yapılmasını sağlayarak bilimsel gelişmeyi hızlandırmaktadır .Rönesans ve reformla birlikte bilimdeki gelişmelerin temelleri atılmış, bilimsel gelişmeyi engellemeye çalışan tüm olumsuzluklar da ortadan kalkmıştır (Kilise ve Dinin Etkisi gibi).İnsanlar, tanrıbilimsel gerçeklerden sıyrılıp içinde yaşadıkları dünyayı ve bu dünya ile ilgili sorunları keşfetmişlerdir. Bu gibi gelişmelerin sonucunda da bilimsel gelişmeler başlayıp zamanla hız kazanmıştır.Bilim ve teknolojinin ortaya çıktığı tarihten itibaren insanlar içinde yaşadıkları dünya ile yetinmemişlerdir. Uzayı merak etmişler, uzayın sırlarını çözmek amacıyla gizemli bir yolculuk, sistemli bir çalışma içerisine girmişlerdir. Sıvı yakıtlı motorların bulunması ile uçaklar ulaşım aracı olarak kullanılmaya başlanmış, insanlara uzak gibi görünene mesafeler artık ortadan kalkmıştır. Bunun sonucunda insanların uzaya gitme isteği iyice artmıştır .Uzayı tanımlayacak olursak; güneşi gezegenleri uyduları, yıldızları, sayısız galaksiyi içine alan boşluktur. Bu sınırsız boşluk içersinde bulunana gök cisimlerinin her biri dünya yüzeyindeki toz parçacıkları kadardır. İlk çağ filozoflarından başlayarak bir çok bilim adamı uzayı tanımlama çabası içerisine girmişlerdir. Örneğin; Galile’nin gök bilimleri ile ilgili çalışmaları olmuştur. Teleskopla gözlemler yapmış, şu anki bilim adamlarımızın bile sonucuna ulaşamadıkları bir araştırma çizgisini başlatmıştır. Kepler ise; gezegenlerin yörüngelerinin üzerine çalışmalar yapmış, elips şeklindeki hareketleri saptamayı başarmıştır.Günümüzde ise uzaya ulaşma çabası dünya üzerinde milletler arası çatışmaya yol açmakta, hızlı bir yarışın olmasına neden olmaktadır.“İlk aya yolculuk planlarının NASA başlatmıştır. Başka John F. Kennedy’nin 25 Mayıs 1961’de kongrede bir özel oturumda yaptığı konuşmada “önümüzdeki 10 yıl içinde bir adamın aya gitmeyi ve dünyaya dönmeyi başaracağına inanıyorum” sözleri bu çalışmaların daha da hızlandırmıştır soğuk savaş döneminde uzay çalışmaları konusunda da Sovyetler Birliği ile yarışan Amerika uzay harcamaları için büyük bütçeler ayırıyordu. Aya gönderilecek uzaya aracı için çalışmalar uzun bir süre devam etti. Bu çalışmalar sırasında yapılan test uçuşlarından birinde NASA 3 astronotunu kaybett.” “Sonunda 16 Temmuz 1969’da Neil Armstrong, Edwin Aldrin Jr. ve Micheal Collins adlı üç astronotu taşıyan Apollo 11 tarihe geçecek ay yolculuğuna çıktı. Apollo 11, 19 Temmuz’da ay yörüngesine girdi. Kartal(EAGLE) adlı modül ay yüzeyine başarıyla indi ve Armstrong aya ayak basan ilk insan olarak tarihe geçti. Armstrong’un ardından Edwin Aldrin’de yüzeye indi. Ay toprağından örnekler alan, bazı bilimsel deneyler yapan ve Amerikan bayrağını aya diken iki astronot görevlerini başarıyla tamamlayarak dünyaya döndüler” İlk aya yolculuğun tamamlanmasının ardından tartışmalar da başladı. Bu tartışmalara sonunda uzayda yaşam olup olmadığı konusu üzerinde durulmaya başlandı. İnsanın bir ortamda hayatını devam ettirmesi için; atmosfer, radyasyon ve yerçekiminin bulunması gerekmektedir. Özellikle atmosfer canlı yaşamı için çok önemlidir. Dünyamızda %78 oranında azot, %21 oranında oksijen bulunmaktadır. Uzay boşluğunda ise hava olmayıp sadece bir miktar gaz bulunmaktadır. Bu nedenle uzaya giden araçların içerisinde hava tankları bulunmaktadır. Uzay tamamen soğuktur. İnsan ise sadece belirli sıcaklık ölçütleri içersinde yaşayabilmektedir. Bu nedenle uzay aracında ısı sistemi de olmalıdır.İnsan oğlu çıplak iken uzay boşluğunda kalıcı zarar görmeden 30 saniye kadar yaşayabilir. Nefesinin tutmamak kaydıyla 30 saniye boşlukta kalan insan patlamaz, donmaz ve bilinci tamamını kaybetmez. 30 saniye sonlarında oksijen yokluğu sonucu bilinç kaybı oluşmaya başlar. 1 veya 2 dakika sonra ise yaşam faaliyetleri tamamen durur ve insan hayatını kaybeder.Uzayda karşılaşacağımız diğer bir sorun ise yer çekimidir. Dünyadan uzaklaştıkça yer çekimi azalmaktadır. Aralarında ters bir orantı vardır. bu yüzden uzayda yer çekimi yoktur.Günümüzde insanlığın ortak amacı her şeyden haberdar olma, uzayın tüm olanaklarından yararlanmaktır. Şu anda uzayda Türksat adlı bir uydumuz bulunmaktadır. Uydumuz sayesinde haberleşmenin gücü hızla artmıştır. İletişim kurmanın en kolay yolu konuşmaktan geçer. Karşımızdaki insanların duygularımızı ve isteklerimizi anlatmanın diğer bir yolu da el kol hareketleridir. Fakat bunların dışında da ilkle haberleşme yolarlı vardır: Atlı elçilerle, dumanla ve güvercinler gibi. Karadeniz Bölgesi’nde bulunan köylerimizin bazılarında yer şekillerinin de etkisi ile dağınık yerleşme görülmektedir. Evler arasındaki mesafe uzak odlundan dolayı insanlar ıslıklarla iletişim kurmaktadırlar. Her ıslık tonu başka bir ablam ifade eder. Fakat sadece insanlar için değil toplumlar içinde iletişimin önemi büyüktür. İnsanların uzaktan haberleşmesine imkan veren teknik araçlar Fransız Devrimi’nden hemen sonra optik telgrafın bulunması ile gelişim sürecine girdi. 1837’de elektrikli telgrafın bulunması ile iletişim çağı başlamıştır. Telefon 1876 yılında Graham Bell tarafından bulundu. İnsan sesinin iletiminde önce ülke içerisinde daha sonra da ülkeler arasında yayılmasına imkan verdi. Bu yenilik bir çok kaygıyı da beraberinde getirdi. ABD’de benimsendi ve daha sonra ülkeler arasında yayılmaya başladı. 19. yy’da etkileşim ağları kurulmaya, insanlar arasındaki etkileşim gelişmeye başladı. “Tarihte ilk ses kaydı 1877 yılında Thomas Edison tarafından yapılmıştı. Son 20 yılda yaşanan gelişme ise gerek ses kalitesinde gerekse şiddetle kayıt sisteminde mükemmeli yakalamayı hedeflemektedir” İnsanlar, aralarındaki mesafe ne kadar uzak olursa olsun birbirleri ile kolayca iletişim kurmaktadırlar. Örneğin; bir faks makinesi birkaç dakika önce Türkiye’de bir fotoğrafı yayınlarken birkaç dakika sonra New York veya Tokyo’da yayınlayabilmektedir.20. yy’daki en büyük gelişme hiç kuşkusuz bilgisayar teknolojisinde yaşanmıştır. İnternet ağının kurulması sonucunda bilgisayar ve internet; evlerimizi, işyerimize hatta günlük hayatımıza kadar girmeyi başarmıştır. Bilgisayar teknolojisi beraberinde çok büyük yenilikler ve kolaylıklar getirmişti. Örneğin; bilgisayar hayatımıza girmeden önce para yatırma işlemleri için bankalarda saatlerce sıra beklerken şu anda internet sayesinde işlemlerimizi en kısa zamanda gerçekleştirebilmekteyiz. Biliyoruz ki bu teknoloji burada kalmayacak, insanlar yaşadığı sürece teknoloji de ilerleyecektir. Şu an bize hayal gibi gelen çoğu araçlar hayatımıza girecek ve hayatımızı kolaylaştırmaya devam edecektir.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler: ,

Kas 11

TEKNOLOJİ NEDİR.??
TeknolojiVikipedi, özgür ansiklopediTeknoloji (technoslogos), techne; yapmak ve logos; bilmek anlamına gelmektedir. İnsanoğlunun gereklerine uygun yardımcı alet ve edevatın yapılması ya da üretilmesi için gerekli bilgi ve yetenektir. Bir insan etkinliği olarak teknoloji, insanlığın tarihinde bilim ve mühendislikten önce ortaya çıkmıştır.Teknoloji Nedir? Devamını okuyun »

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler: , ,

Kas 11

Beyin kafatasindan daha iletken
Bilim insanlari, beynin kafatasina göre 18.7 kat daha elektrik iletkeni oldugunu tespit etti. Arastirma koma, epilepsi ve benzeri hastaliklarla mücadelede yeni tedavilerin gelistirilmesine yarayacak.
NEW YORK – Beyin ve kafatasinin elektrik iletkenligi özelligi oldugu biliniyordu. Ancak kafatasinin, insan canliykenki elektrik geçirgenligi düzeyi gelecekte yapilacak tedavi çalismalari için önem tasiyor. Beyinde milyarlarca elektrik yüklü hücre bulunuyor, simdiye dek beynin kafatasina göre 80 kat daha elektrik yüklü oldugu tahmin ediliyordu. Ancak bu yeni bir arastirma bu rakami güncelledi.

University of Minnesota porfesörü Bin He’nin arastirmasi beynin kafatasina oranla en fazla 25 kat daha elektrik yüklü oldugunu gösteriyor. Kafatasinin elektrik geçirgenliginin ölçümlenmesi için, He ve ekibi ameliyat olmayi bekleyen epilepsi hastasi iki çocugu inceledi. Doktorlar, beyinde epilepsiye neden olan bölümlere elektrodlar yerlestirdi. Bu esnada doktorlar hasta çocuklarin beyin faaliyetlerini kafatasinin disina takilan ayri bir elektrod sistemiyle karsilastirdi. Yapilan gözlemlerde beynin kafatasina göre, 18.7 kat daha elektrik geçirgeni oldugu görüldü. Ayni oran en üst düzeyde 25 kat olarak gerçeklesiyor.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler: ,

Kas 11

Paris – İsveçli bilim adamlarının yaptığı araştırma, anne ya da babasıyla aynı tür kansere yakalanan çocukların hayatta kalma şansının, kansere yakalanmış ebeveynleriyle hemen hemen aynı olduğunu koydu.

Stockholm’deki Karolinska Enstitüsü’nden Linda Lindström ve ekibi kansere yakalanan 3 milyon aile ve bir milyondan fazla birey üzerinde araştırma yaptı.

Araştırma, baba ya da annesiyle aynı tür kansere yakalanan çocukların, teşhisi izleyen hayatta kalma süresinin anne ya da babasınınkiyle benzer olduğunu gösterdi.

Araştırma “The Lancet Oncology” dergisinin kasım sayısında yer alıyor.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler: , , ,

© UsuLCa.NeT · 2004-2008 By Wordpress
Erotik Shop